24/12/2009 · Kategori: Siirlerim

Sözler gömülmüş mezar-ı nisyana

Gözümün nuru Istanbul‘um ürkek bir çocuk olmuş bir köşede ağlıyor

Ziya kalmamış ne sağdan ne soldan, hali yürekler dağlıyor

Alemde ziya kalmasaydı elindeki nur ile yakılmalıydı kalbimdeki hakkın fanusu

Keşke engel olsaydın, adalet kulesinin azametini aşmasını hülyalarımın yüusu

Ruhun damarları bölük pörçük derinden gelen Hakkın sedasına icabet etmiyor

Secdeden kalkmayan alınlar secdeye değiyor da secde kalplere niye değmiyor?

Efendimin hayır dualarını bekledik salavatlarla yürüdük her adım

O’nun rızası olmayınca nasıl olur bu hayatta benim tadım?

Eğer o azmime sahip çıksaydı gönül bahcemdeki bülbül yuvası olmazdı paramparça

onun sevgisine açan gülün tomurcukları katledilmezdi ayaklar altında hunharca

Bak duydun mu Eyüp‘te bülbülleri?Karanlıkta ötüyorlar cıvıl cıvıl yarin aşkına

Tek gülleri değıl yarım asırlık üryan nefisleri de döndürdü şaşkına

Hz. Derda geliceğimizden haberdar zahmet buyurmuş aralamış babı

Ruhu okşayan huzur birdenbire kalpleri sardı

Serairler zahir olmuş yol boyunca daima Rahman’ın işaretleri vardı

Ey dahi-i mehib!Eğer zekâvetin haşyetinin zıllından kurtulsaydı sana istikbalde kârdı

Ey Derdalar, Eyüpler Allah’ın selamı ve rahmeti hepinizin üzerine olsun

Bu fanilerin de özü bir , sözü bir olduğu zaman kalıpları nurla dolsun

 

 

O gizemli akşam ezanı muhammed-i ruhumun derinliklerine işliyordu

Sanki melekler siraya girmiş birer birer kulağıma fısıldıyordu

“çaresizliğine derman arıyorsun ama bu davan öksüz kalacak!”

“Ey bedbaht! Sakın ola bekleme bir fani acı kederini senden alacak”

“O’nun nuru karanlık gecelerde dalgalı denizlerde deniz feneri olacak

“Karanlıktan aydınlığa çıkacaksın çünkü Rabbin vaadinden caymiyacak!”

Eyvah! Meğer sinsice nefis ümitsizliğimden ve çaresizliğimden yararlanmış

Zehirli meyveleriyle beslediği hayatımın neşesi rüyalarım boşuna oyalanmış

Ilk kelimelerine bakarak latif sözleri gecitim niye özüme saldı?

Şimdi sevdamın boynu bükük, zamanım garip, umudum yarım kaldı

Derler ki: “Heyhat! Meğerse vaadler değilmiş özden gelen elci!”

Kalbe duvar örülerek hakikat hapsedildi, dil konuştu oldu umudun felci

 

 

Gördün mü ürkek çocuk korkularına nasıl yenik düştü?

Mazisinin ye’sine kapılarak saadet dolu yarınlarına küstü

Göremedi ufuklarda beliren umut ve sevgi kavşağını

Güvensizlik büyüdü, zulmete boğdu gönül dağını

Ama elinden birşey gelmez mazisinin aynasında benzi solmuştu

Ruhu yıkık dökük viran, elleri ayakları hareket etmez olmuştu

Kefenlemişti kalbini bir kere idrak etse ne çare

Nihayet vaadler olmuş ruhsuz birer ibare

Aczimin giryesiyle oldu bağrımdaki har

Ruhum acıların kucağında yaralandı kan kaybı var

Kararsızlıkların kararsızlığında bir karar verildi

Yerden yere vurulan bu çıplak nefis madem boşuna gerildi

Bundan sonra tek başıma yürürüm başım dimdik alnım ak

Ezelden görüldü varacağım son menzil adı Hak!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::