Sözler gömülmüş mezar-ı nisyana
Gözümün nuru Istanbul‘um ürkek bir çocuk olmuş bir köşede ağlıyor
Ziya kalmamış ne sağdan ne soldan, hali yürekler dağlıyor
Alemde ziya kalmasaydı elindeki nur ile yakılmalıydı kalbimdeki hakkın fanusu
Keşke engel olsaydın, adalet kulesinin azametini aşmasını hülyalarımın yüusu
Ruhun damarları bölük pörçük derinden gelen Hakkın sedasına icabet etmiyor
Secdeden kalkmayan alınlar secdeye değiyor da secde kalplere niye değmiyor?
Efendimin hayır dualarını bekledik salavatlarla yürüdük her adım
O’nun rızası olmayınca nasıl olur bu hayatta benim tadım?
Eğer o azmime sahip çıksaydı gönül bahcemdeki bülbül yuvası olmazdı paramparça
onun sevgisine açan gülün tomurcukları katledilmezdi ayaklar altında hunharca
Bak duydun mu Eyüp‘te bülbülleri?Karanlıkta ötüyorlar cıvıl cıvıl yarin aşkına
Tek gülleri değıl yarım asırlık üryan nefisleri de döndürdü şaşkına
Hz. Derda geliceğimizden haberdar zahmet buyurmuş aralamış babı
Ruhu okşayan huzur birdenbire kalpleri sardı
Serairler zahir olmuş yol boyunca daima Rahman’ın işaretleri vardı
Ey dahi-i mehib!Eğer zekâvetin haşyetinin zıllından kurtulsaydı sana istikbalde kârdı
Ey Derdalar, Eyüpler Allah’ın selamı ve rahmeti hepinizin üzerine olsun
Bu fanilerin de özü bir , sözü bir olduğu zaman kalıpları nurla dolsun
O gizemli akşam ezanı muhammed-i ruhumun derinliklerine işliyordu
Sanki melekler siraya girmiş birer birer kulağıma fısıldıyordu
“çaresizliğine derman arıyorsun ama bu davan öksüz kalacak!”
“Ey bedbaht! Sakın ola bekleme bir fani acı kederini senden alacak”
“O’nun nuru karanlık gecelerde dalgalı denizlerde deniz feneri olacak
“Karanlıktan aydınlığa çıkacaksın çünkü Rabbin vaadinden caymiyacak!”
Eyvah! Meğer sinsice nefis ümitsizliğimden ve çaresizliğimden yararlanmış
Zehirli meyveleriyle beslediği hayatımın neşesi rüyalarım boşuna oyalanmış
Ilk kelimelerine bakarak latif sözleri gecitim niye özüme saldı?
Şimdi sevdamın boynu bükük, zamanım garip, umudum yarım kaldı
Derler ki: “Heyhat! Meğerse vaadler değilmiş özden gelen elci!”
Kalbe duvar örülerek hakikat hapsedildi, dil konuştu oldu umudun felci
Gördün mü ürkek çocuk korkularına nasıl yenik düştü?
Mazisinin ye’sine kapılarak saadet dolu yarınlarına küstü
Göremedi ufuklarda beliren umut ve sevgi kavşağını
Güvensizlik büyüdü, zulmete boğdu gönül dağını
Ama elinden birşey gelmez mazisinin aynasında benzi solmuştu
Ruhu yıkık dökük viran, elleri ayakları hareket etmez olmuştu
Kefenlemişti kalbini bir kere idrak etse ne çare
Nihayet vaadler olmuş ruhsuz birer ibare
Aczimin giryesiyle oldu bağrımdaki har
Ruhum acıların kucağında yaralandı kan kaybı var
Kararsızlıkların kararsızlığında bir karar verildi
Yerden yere vurulan bu çıplak nefis madem boşuna gerildi
Bundan sonra tek başıma yürürüm başım dimdik alnım ak
Ezelden görüldü varacağım son menzil adı Hak!
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!